Muhsin Kızılkaya, Ertuğrul Özkök, Salgın, Ayakkabı, Muhsin Kızılkaya, Beyaz Türkler, Konoravirüs, Dursun Yılmaz

Muhsin Kızılkaya, Ertuğrul Özkök

Kapının önündeki ayakkabılar!

Haberin detayları için tıklayınız

8.4.2020 13:39:00

Kapının önündeki ayakkabı lar! Muhsin Kızılkaya yazdı...

Haberin detayları için tıklayınız

Merkez Bankası’nın başkanlığına getirildi. Laik cenah hop oturup hop kalktı. Her şeyden önce adı Durmuş’tu, eşi başörtülüydü, kendisi dindardı, şivesi vardı, bıyıklıydı... Merkez Bankası başkanından çok,Merkez Efendi Camiinin

Bakan Hulusi Akara’a soruyorum: Dişli’nin 2005’te Fetullahçı olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul'da cuma namazıyla ibadete açılacak camiler dezenfekte ediliyor Coronadan ölen doktordan yürek burkan mesaj: Bizi kim koruyacak?

vaizine benziyordu. Ceketi üzerinde bol duruyordu, kol boyu uzundu, pantolonu pileliydi.Olacak şey miydi? O böyleyse, kim bilir eşi nasıldı? Mutlaka o da başörtülü, kapalı giysiler içinde,“çağdaş olmayan”İki acar muhabir peşine düştüler. Akşam’dan bir muhabirle bir fotoğrafçı, Durmuş Yılmaz’ın eşi

Düriye Hanım’ı evinin kapısında yakaladılar, ayaküstü bir demeç aldılar ve oracıkta bir fotoğrafını çektiler.Düriye Hanım tam da düşündükleri gibi bir kadın olarak çıktı karşılarına, haberin hasını yakalamışlardı. (Daha sonra bu iki gazeteci bu müthiş haberlerinden dolayı yılın gazetecisi ödülü ile ödüllendirildiler.)

Haber 20 Nisan’da Akşam’da“Merkez’deki First Leydi”başlığıyla çıktı. (Başlıktaki ironinin şahına dikiz!) Üç çamurlu erkek ayakkabısı, Düriye Hanım’ın durduğu yerde duruyordu. İşte tam burada kimsenin aklına gelmeyen Ertuğrul Özkök’ün aklına geldi. Herkes “First Leydi”ye odaklanmışken, o odak noktasına bir mühim unsur daha ekledi, asıl haber Düriye Hanım’ın ayaklarının dibinde yatıyordu. Ah o fotoğraf onun eline geçecekti, asıl o zaman

Babıaligazetecilik görecekti! Ama neyse, fırsat kaçmamıştı. Akşamcılar asisti yapmış, ona gol atmak kalmıştı!21 Nisan’da Beyaz Türklerin yok olmasına serenat mahiyetindeki o yazısını yazdı ve torbanın ağzını açtı.*Yazısından öğreniyoruz; yazar gördüğü fotoğraf karşısında

“karmakarışık düşünceler”içindedir. Duygularını nasıl kaleme alacağını bir türlü bilememektedir. O yüzden bir ara yazının başlığını değiştirip“Kafamı karıştıran bir fotoğraf üzerine kaotik düşünceler”olarak koymayı bile aklından geçirmiş.

İlk bakışta bu fotoğrafta kendisini şaşırtan bir şey yoktur. Hemen hemen bütün unsurları çocukluğunda ona tanıdık gelen unsurlardır, (nihayetinde o da İzmirli memur bir ailenin çocuğudur, Dük torunu falan değil ya, tabi ki tanıdık gelecek),

Uzmanlardan çarpıcı araştırma: Corona virüsü yüzük parmağı uzun olanları daha az etkiliyor! 27 Mayıs Darbesi’nin 60’ıncı yılı 1000 dolar alıyorsan 10 dolar da devlete alacaksın!

“düz ayakkabılar, sıradan, başı bağlı Müslüman bir kadın...”Ve zurna işte burada zırt diyor, şöyle devam ediyor:“En tanıdık ama en çarpıcı unsurlar, kapıdaki ayakkabılar.Üçü de erkeklere ait.‘Acaba bu evin kadınları hiç mi dışarı çıkmaz’ diye sordurtan bir görüntü.

Evin girişindeki holde yere gazete kağıtları serilmiş.Kadının bakışlarında düşmanca veya fanatik bir ifade yok.Yani, ‘namazında niyazında bir Türk kadını’ diyebilirsiniz.Dedim ya, bu fotoğrafa bakınca, öyle aklınıza ‘irtica hortluyor’ gibi bir düşünce falan gelmiyor.

Öyleyse nedir seni rahatsız eden, daha doğrusu içine düşen o duygu?Ağır bir hüzün...Bir de endişeler...”(Dikkat edin, yazar burada kendini hadisenin dışına çıkarıp “ikinci tekil şahıs” kipiyle konuşuyor, çünkü “senin” bu fotoğraf karşısında en az “onun” kadar çile çektiğini biliyor; iyi yazar okurun ciğerini okuyan yazardır!)

*Buraya kadar en önemli haber, biz fani okurlara,“müsterih olun, irtica hortlamıyor”demesi ki, içimizi su serpiyor bu haber ama gelin görün ki o“hüzün”yok mu, o“endişe”yok mu? Ah, hem onun, hem de bizim yüreğimizin orta yerine oturmuş olan o kahrolası duygu!

Endişesinin kaynağı irticanın hortlaması değil, bunu biliyoruz, hem üç çift çamurlu ayakkabı irticayı nasıl hortlatsın ki?İrticayı hortlatmaktan daha mühim bir şeye yol açacak o ayakkabılar, durun.Asıl endişesi de oradan geliyor.

Bir ihtilalin ayak seslerini duyuyor muharrir. Derinden, varoşlardan gelen bir uğultu gibi... Ayakkabılar o sesin habercisi...Endişesini bir soruyla dillendiriyor:“Acaba köylerden ve varoşlardan gelen bir ‘garibanizm ihtilali mi’ yaşıyoruz?”Mühim bir soru...

Kovid-19'u yenen doktor çift çocuklarına kavuştu Kimlik soran bekçilere saldırdılar Akdeniz'de art arda depremler

Bir zamanlar muharririmizin de içinde yer aldığı binler kavruk solcu Anadolu çocuğu, Devamını oku: Habertürk »