New York, Miss Marian, Seke Seke, Genç Kız

New York, Miss Marian

HINCAL ULUÇ - O. Henry’den... Kıyafetler geçidinde yitirilen...

Hıncal Uluç'un bugünkü yazısı... ➡️

20.9.2020 10:08:00

Hıncal Uluç'un bugünkü yazısı... ➡️

O. Henry'nin 'Yeşil Kapı' adlı kitabından bir hikayemiz daha var, bugün... * Bay Towers Chandler, yatağının da bulunduğu küçük salonda akşam giyeceği takım elbisesini ütülüyordu. Ütünün biri küçük bir gaz sobasında kızarken diğeri Bay Chadler'in rugan ayakkabılarından düşük kesim yeleğine uzanacak...

*BayTowers Chandler, yatağının da bulunduğu küçük salonda akşam giyeceği takım elbisesini ütülüyordu. Ütünün biri küçük bir gaz sobasında kızarken diğeri Bay Chadler'in rugan ayakkabılarından düşük kesim yeleğine uzanacak ütü çizgilerinde istenen keskinliği sağlamak üzere canlı hareketlerle ileri geri gidip geliyordu.

Babanın oğluna camiyi sevdirmek için oynadığı oyun kamerada Azerbaycan ordusu Zengilan kentini işgalden kurtardı Üsküdar Belediyesi’nin tabelasına “TC” eklendi

Kahramanımızın giyim kuşamı hakkında edindiğimiz izlenim şimdilik bununla sınırlı kalabilir. Gerisini soylu yoksulluğun kibar sillesini yemiş kötü niyetli kişiler tahmin edebilir.Onu daha sonra pansiyonunun merdivenlerinden inerken görüyoruz, tertemiz ve kusursuz kıyafetiyle, sakin, kendinden emin ve yakışıklı. Tıpkı akşamın getireceği keyifleri başlatmak üzere dışarı çıkan, canı biraz sıkkın, bir kulübe üye, tipik

'lu bir genç görünümünde.Chandler bir mimarlık bürosunda çalışıyordu. Aldığı ücret haftada on sekiz dolardı. Yirmi iki yaşındaydı.Mimariyi bir sanat olarak görüyor ve New York'ta açıkça söylemeyi göze alamasa da Flatiron Binası'nın* (Yapımı 1902'de tamamlanmış. New York'un 22 katlı ünlü binası, iki caddenin kesiştiği köşede inşa edildiği için sivri köşesiyle bir ütüye benzediğinden bu ismi almıştır) tasarım yönünden Milano'daki büyük katedralin gerisinde kaldığına yürekten inanıyordu.

Her hafta kazancından bir doları bir kenara koyardı. Chadler, her on haftanın sonunda birikmiş olan parayla pinti Zaman Baba'nın kelepir şeyler tezgahından beyefendilere yaraşan bir akşam satın alırdı.O akşam boyunca kendini milyonerlerin ve başkanların şaşaalı çevresinde sayar, kentte yaşamın en parlak ve en gösterişli olduğu semte gider ve ağız tadıyla havalı bir yemek yerdi orada.

On dolarla bir insan birkaç saatliğine aylak bir zengin rolünü kusursuzluğa varan kertede oynayabilir.Söz konusu tutar güzel bir yemek, seçkin etiketli bir şişe, bunlara yaraşır bir bahşiş, bir puro, taksi ücreti ve sıradan ufak tefek masraflar için yeter de artardı bile.

Sönük geçen her yetmiş akşamdan sonra gelen bu tek, harika akşam, mutluluğun yeniden doğmasını sağlayan bir kaynaktı Chandler için. Yeniyetme bir kız sosyeteye attığı ilk adımı, tül giysisiyle dans ettiği ilk akşamı anımsar, saçları ağarıncaya dek unutmaz onu. Fakat Chandler için her on haftalık süre, ilki kadar heyecanlı ve yoğun bir sevinç yaşatıyordu ona. Nereden geldiği anlaşılmayan müzigin baş döndürücü ezgileri kulaklarına çalınırken, palmiyeler altında bon vivants*(iyi yaşayanlar) arasında oturmak, bu cennetin habitues'lerini (sürekli müşteri) izlemek ve onların da sizi izlediklerini görmek.. bunlarla karşılaştırıldığında bir kızın ilk dansı ve tül giysisi nedir ki?

Chandler Broadway'e çıktı, akşamlık giysilerini sergileyerek piyasa yapanların arasına katıldı.Çünkü bu akşam kendisi hem izlenilen hem de izleyendi.Gelecek altmış dokuz akşam kaba yün giysilerini kuşanmış, sıradan tabldotlarda, kalabalık büfe tezgahlarında yemek yiyecek, kendi pansiyon odasında sandviç ve birayla yetinecekti. Bunları bilerek ve isteyerek yapıyordu, çünkü o, hareketle karmaşayı harmanlayan bu büyük kentin sadık bir çocuğuydu.

AK Parti'li Çalık'tan evlat nöbeti tutan ailelere hakaret eden HDP vekile tepki: Sen o yürekli annelere kurban olasın Diyarbakır annelerinin oturma eylemine bir aile daha katıldı Fenerbahçe'de Trabzon mesaisi başladı

Sahne ışıkları altında geçirdiği tek bir akşam, birçok karanlık akşamın yerini dolduruyordu.Chandler bu ışıltılı keyif yolunun eski, 40'lardan kalma binalarla kesiştiği yere kadar uzattı yürüyüşünü.Ne de olsa akşamın ilk saatleriydi daha. İnsan yetmiş günde sadece bir gün beau monde'dan* (güzel dünya, varlıklıların şatafatlı yaşamı) payını alıyorsa bunun keyfini fazlasıyla çıkarmak isterdi kuşkusuz.

Bakışlar; parlak, fesat, meraklı, hayran, kışkırtıcı ve çekici bakışlar geziniyordu üzerinde, çünkü kıyafeti ve havası onu ele veriyor, neşe ve keyifle örülü saatlerin sadık bir yandaşı olduğunu açığa vuruyordu.

Bir köşe başında durup geri dönmeyi ve bu özel keyif gecelerinde akşam yemeği için uğramayı alışkanlık haline getirdiği o gösterişli ve günün modası restorana doğru yürümeyi düşündü. Tam o sırada köşede genç bir kız sendeledi, buzlaşmış bir kar topağına basıp kayarak kaldırıma yığılıverdi.

Chandler hemen fırladı, kızın yanına gidip incelikli bir tavırla ayağa kalkmasına yardım etti. Kızbinanın duvarına gidip sırtını yasladı, kibarca teşekkür etti Chandler'e."Sanırım bileğimi burktum" dedi,"düşerken kıvrılıverdi."

"Çok acıyor mu?" diye sordu Chandler."Sadece üzerine bastığımda. Bir iki dakika içinde geçer herhalde.""Bir yardımım olabilirse" dedi genç adam,"bir taksi çağırayım veya...""Teşekkürler" dedi

hafif bir sesle, fakat içten bir tavırla,"Zahmet etmeyin, sakarlıkettim. Ayakkabılarımın suçu yok."Chandler kıza bakarken ilgisinin giderek arttığını duyumsadı. Güzel bir kızdı, gözlerinde neşe ve sevecenlik okunuyordu. Ucuz görünümlü, düz, siyah bir giysi vardı üzerinde; tezgahtar kızların giydiği bir tür üniformayı andırıyordu. Tek süsü kadifeden bir şerit ve fiyonk olan basit, siyah bir hasır şapkanın kenarından parlak kumral saç bukleleri süzülüyordu.

N'Sakala: Erol Bulut, beni Fenerbahçe'ye çağırmadı Hollanda'da askerlik kadınlara zorunlu hale getirildi | Video Cerrahpaşa Dekanı: Hastane başvuruları iki kat arttı

Kendine saygısı olan işçi kızları simgeleyen bir model olarak poz verebilirdi, hem de en iyisinden.Genç mimarın aklına birden bir fikir geldi. Akşam yemeğini birlikte yemeyi teklif edecekti kıza. Hoş, fakat yalnız geçen bu dönemsel şölenlerinde eksik olan şey, karşısında duruyordu. Bir kadının birlikteliğini ekleyebilirse kısa süren bu lüks mevsiminin keyfi iki katına çıkabilirdi. Bu kız hanımefendiydi, emindi bundan. Davranışları ve konuşmasından anlaşılıyordu.

Ve gösterişsiz kıyafetine karşın onunla bir masada bulunmaktan hoşlanacakmış gibi bir duyguya kapılmıştı Chandler.Bu düşünceler hızlıca geçti belleğinden ve sonunda teklif etmeye karar Verdi. Kuşkusuz, görgü kurallarına aykırıydı bu; fakat çalışan kızlar bu tür olaylarda formaliteleri pek umursamazdı. Onlar genellikle erkekleri kurnazca bir değerlendirmeden geçirir ve yararsız geleneksel kalıplardan çok kendi yargılarına güvenirlerdi. Cebindeki on dolar hesaplı harcandığında iki kişilik iyi bir akşam yemeği için yeterdi. Bu yemeğin kızın sönük gündelik yaşamında harika bir deneyim olacağı kuşkusuzdu. Ayrıca kızın bu akşam yemeğini canlı bir teşekkür duygusuyla yaşaması Chandler'in hesabına ek birer zafer ve keyif artısı olarak geçecekti.

İçtenlikli bir ciddiyetle,"Sanırım ayağınız..." dedi kıza,"yani ayağınızın sandığınızdan daha uzun süre dinlenmesi gerekiyor bence. Bunun için bir önerim var. Kabul ederseniz hem ayağınıza bu dinlenme fırsatını verir hem de bana bir iyilikte bulunmuş olursunuz.

Siz köşede yere düştüğünüzde ben tek başıma akşam yemeğine gitmek üzereydim. Benimle gelin; birlikte hoş bir yemek yer ve sohbet ederiz. Eminim bileğiniz bu arada sizi eve götürecek kadar iyileşir." Kız birden başını kaldırıp Chandler'in yakışıklı yüzünde gezdirdi bakışlarını. Gözleri bir anlığına parladı, sonra sevecen bir tavırla gülümsedi."Fakat birbirimizi tanımıyoruz ki... doğru olmaz, öyle değil mi?"

"Bunda yanlış olan bir şey yok" dedi genç adam, kibarca."İzin verin kendimi tanıtayım;Chandler Towers, Yemeğimizden sonra, yanigüzel geçmesi için elimden geleni yapacağımakşam yemeğinden söz ediyorum, iyi akşamlar

diler veya kapınıza kadar eşlik ederimsize, nasıl isterseniz.""Fakat ya üstüm başım?" dedi kız, Chandler'inkusursuz kıyafetine bakarak;"bu eski"Boş verin" dediChandler neşeyle."Üzerinizdekilerle en gösterişli yemek giysisi içindeki bir kadından daha hoş göründüğünüzden eminim." Genç kız sekerek adım atmaya çalışırken,"Bileğim hala acıyor" dedi.

"Teklifinizi kabul ediyorum Bay Chandler. Devamını oku: Sabah Gazetesi »

Çocuklar yağmurun tadını böyle çıkardı

Kavurucu sıcakları geride bırakan Mersin'e mevsimin ilk yağmuru yağdı. Şiddetli sağanağın oluşturduğu su birikintisinin keyfini çocuklar çıkardı.

Ahhh dürüstlük Ahhh.. Hem kazandıran,hem kaybettiren

HINCAL ULUÇ - Salgını yenmenin sırrı... “M - H - M!..”Almanya'dan dostumuz, Doktor Erdoğan Karatay'dan müthiş bir mektup geldi. Corona ile en iyi mücadele eden ülkelerden biri Almanya'da aylardan beri 7-24 çalışan ve yüzlerce Covid-19 hastasına bakan doktorumun yazısında, 'Salgını yenmenin sırrı' var. Nasıl mı?. Üç harf!. M - H - M!.. Bu yazıyı... Müthiş yeni bir yaklaşım. Muhakkak okumalı.

HINCAL ULUÇ - Bu filmi izlemek zorunlu olmalı!..Aynen öyle.. Bu ülkede tek yetkili kişi olsam 'Bu filmi herkes izleyecek' derdim.. Önce siyasetçiler.. Sonra gazeteciler.. Tüm anne babalar başta, herkes, hatta gerekirse birkaç defa izlemeli.. Netflix'te gösterilmeye başlanan Sosyal İkilem /The Social Dilemma adlı filmden söz ediyorum.. Sosyal...

HINCAL ULUÇ - Bu filmi izlemek zorunlu olmalı!..Aynen öyle.. Bu ülkede tek yetkili kişi olsam 'Bu filmi herkes izleyecek' derdim.. Önce siyasetçiler.. Sonra gazeteciler.. Tüm anne babalar başta, herkes, hatta gerekirse birkaç defa izlemeli.. Netflix'te gösterilmeye başlanan Sosyal İkilem /The Social Dilemma adlı filmden söz ediyorum.. Sosyal...

HINCAL ULUÇ - Salgını yenmenin sırrı... “M - H - M!..”Almanya'dan dostumuz, Doktor Erdoğan Karatay'dan müthiş bir mektup geldi. Corona ile en iyi mücadele eden ülkelerden biri Almanya'da aylardan beri 7-24 çalışan ve yüzlerce Covid-19 hastasına bakan doktorumun yazısında, 'Salgını yenmenin sırrı' var. Nasıl mı?. Üç harf!. M - H - M!.. Bu yazıyı... Müthiş yeni bir yaklaşım. Muhakkak okumalı.

Salgın savaşçısı doktor: Hastam iyileşirse bir çocuk doğmuş gibi seviniyorumDoktor Nazan Köylü İlkaya salgın sürecinde yaşadıklarını böyle özetliyor: Hasta ile 5 dakika geçirdikten sonra biz de oksijen açlığı çekiyoruz. Dr. Öztürk ise 'Hastanın iyileşmesi bir çocuğun dünyaya gözünü açması gibi kutsal bir duygu' diyor... ALLAH yardımcınız olsun Mevlam şifa versin İnşaALLAH